%14,454’lük Utanç Tablosu: Türkiye’de Emek Örgütsüz, İşçi Savunmasız
Güvencesizler Ülkesi Türkiye
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 17 Ocak tarihinde Türkiye’deki sendikalaşma verilerini
yayımladı. Bakanlığın kendi resmi verileri, Türkiye’de çalışma hayatının nasıl bir
güvencesizlik rejimi üzerine kurulduğunu, emeğin nasıl sistemli biçimde değersizleştirildiğini
ve örgütlenme özgürlüğünün nasıl fiilen ortadan kaldırıldığını tüm açıklığıyla ortaya koydu.
ÇSGB verilerine göre bugün Türkiye’de, yaklaşık 17 milyon kayıtlı işçi çalışıyor. Kayıt dışı
istihdam, güvencesiz çalışma biçimleri ve sigorta kapsamı dışında bırakılan emekçiler dahil
edildiğinde bu sayı çok daha yukarılara çıkıyor. Buna rağmen sendikalı işçi sayısı yalnızca 2,4
milyon civarında. Yani Türkiye’de çalışan işçilerin sadece %14,454’ü sendikalı. Kayıt dışılığı
da hesapladığımızda bu oran %12 seviyesinde. Bu bir başarı göstergesi olamaz; olsa olsa
açık bir utanç tablosudur!
Daha çarpıcı olan gerçek ise şudur: Türkiye’deki sendikalı işçilerin çok büyük bir bölümü
kamuda ve yerel yönetimlerde çalışmaktadır. Belediyelerde ve kamuya bağlı işyerlerinde
sendikal örgütlülük %75,57 iken, özel sektörde sendikalaşma oranı %7 seviyelerine kadar
düşmüştür. Başka bir ifadeyle, özel sektörde çalışan milyonlarca işçi, Akp İktidarının
yarattığı bu düzen içerisinde; patronların insafına terk edilmiş durumdadır. İş güvencesi
zayıf, toplu sözleşme hakkı fiilen yok, örgütlenme girişimleri ise sistematik baskıyla karşı
karşıyadır.
Bu tablo kendiliğinden oluşmamıştır. Bu tablo, AKP iktidarının yıllardır uyguladığı bilinçli bir
sendikasızlaştırma ve güvencesizleştirme politikasının sonucudur. İşkolu barajları, yetki
tespit süreçlerinin kilitlenmesi, sendikal nedenlerle işten çıkarmaların cezasız bırakılması,
toplu ve bireysel iş hukukunun etkisizleştirilmesi ve yargı mekanizmalarının caydırıcılığını
yitirmesi bu politikanın temel araçlarıdır.
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında, sendikalı olmak istediği için işten çıkarılan, örgütlenmeye
çalıştığı için baskı gören, hak aradığı için yalnız bırakılan binlerce işçi vardır. Buna rağmen
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, her açıklamasında çalışma hayatını tozpembenin de
ötesinde bir tabloyla anlatmakta; emeğin yaşadığı gerçekliği inkâr etmektedir. Oysa
bakanlığın kendi yayımladığı veriler, bu anlatının gerçekle bağını kopardığını açıkça
göstermektedir.
Sendikalaşma, toplu sözleşme ve grev hakkı, işçilerin ve emekçilerin elindeki yegâne gerçek
güçtür. Çalışma hayatı fiilen işveren lehine kurulmuş bir bağımlılık ilişkisi üzerinden yürürken,
bu hakların varlığı emekçinin yarınını koruyan tek dayanak olarak öne çıkar. Bu hakların
engellenmesi ya da çeşitli yöntemlerle işlevsizleştirilmesi, güvencesizliğin kalıcı hale
getirildiği bir ülke tasavvurunu açık eder ve bugün AKP iktidarının inşa ettiği tablo tam
olarak budur.
Metal sektöründe yürüyen toplu iş sözleşmesi süreci bu gerçeğin en somut örneğidir;
sendikal örgütlülüğün ve toplu sözleşmenin erişilebilir olduğu bu alanda ücretler, çalışma
koşulları ve görece güvence emekçiler açısından daha ileri bir noktada şekillenmektedir.
Aynı haklar metal işkolunda olmasaydı, bugün ücretlerden iş güvencesine kadar çok daha
ağır bir tabloyla karşı karşıya kalınacaktı. Emekçilerin bugün yaşadığı iki dudak arasına
sıkıştırılmış yaşam gerçeği, sendikal ve toplu sözleşme haklarından yoksun bırakılan tüm
emekçilerin yarınını da işaret etmektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu anlayışı ve yaratmak istedikleri güvencesiz düzeni kabul
etmiyoruz!
Emeğin güvencesizleştirildiği, işçinin kaderinin iki dudak arasına sıkıştırıldığı, örgütlenmenin
fiilen cezalandırıldığı bu sistemi reddediyoruz.
İktidarımızda; örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm engelleri kaldıran, toplu ve bireysel
iş hukukunu emek lehine yeniden kuran, toplu sözleşmeden yararlanma hakkını teşmil
mekanizmasıyla yaygınlaştıran köklü bir dönüşümü hayata geçireceğiz. Yalnızca sendikalı
olanların değil, aynı işkolunda çalışan tüm işçilerin toplu sözleşme haklarından
yararlanabildiği; iş barışının bozulmadığı adil bir çalışma hayatı düzenini kuracağız.
Bu ülkenin emeği sahipsiz değildir.
Bu ülkenin işçisi güvencesizliğe mahkûm edilemez.
AKP iktidarının yarattığı bu utanç tablosuna karşı, emeğin onurunu, örgütlü gücünü ve
güvenceli geleceğini hep birlikte inşa edeceğiz.
Ulaş Karasu
İşçi, Memur Sendikaları ve Emek Bürolarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
