Türk bayrağına uzanan el, yalnızca bir kumaşa değil; bu milletin tarihine, şehidine, gazisine ve namusuna uzanmıştır. Bu gerçeği hâlâ anlamayanlar varsa, mesele cehalet değil, açık bir düşmanlıktır
Al bayrak; masa başında çizilmemiştir. O bayrak, kefensiz toprağa girenlerin, son nefesinde “vatan” diyenlerin eseridir. Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da ve daha nicelerinde yere düşmesin diye can verilen bir değeri hoyratça indirmeye kalkmak, fikir beyanı değil, **alçakça bir provokasyondur**.
Kimse kalkıp bunu “ifade özgürlüğü” diye pazarlayamaz. Özgürlük; kutsala saldırı hakkı değildir. Protesto; bayrak indirmek değildir. Bu ülkenin bayrağına hakaret eden, doğrudan devlete ve millete meydan okumuş olur. Devlet de bu meydan okumaya karşı sessiz kalamaz, kalmamalıdır.
Bayrak indirenin cezası hafif olamaz. Olursa, bu cesaret verir. Caydırıcı olmayan her ceza, bir davettir. Bugün bayrağı indirene göz yuman, yarın sokakta kaosu, kamuda ihaneti, sınırda zafiyeti konuşur. Devletin görevi, “anlayış göstermek” değil; **kırmızı çizgiyi kalın harflerle çizmek**tir.
Bu topraklarda bayrak yere düşmez. Düşürmeye kalkanın hakkı alnına bir mermidir. Çünkü bayrak düştüğü an, milletin haysiyeti tartışmaya açılır. Buna izin vermek, geçmişe ihanettir; geleceğe ihanettir.
Şehitlerin kanıyla yükselen al bayrağı indirmeye cüret edenler şunu bilmelidir: Bu millet susmaz, bu devlet geri adım atmaz. Bayrağa saygı bir tercih değil, **mecburiyettir**.
Ben Türküm Türk Esir Olmaz
Ben Türküm Türk Devletsiz Olmaz
Ben Türküm Türk Bayraksız Ölmaz
Ben Türküm Türk Ezansız Olmaz
Ben Türküm tTürk Hürriyetsiz Olmaz
Yazan : Ahmet Bora
