İŞ CİNAYETLERİ SİYASİ BİR TERCİHİN SONUCUDUR: EMEK KORUNMUYOR,
YAŞAM YOK SAYILIYOR!
28 Nisan, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) “Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği
Günü” olarak dünya sendikalarının ise; “İş Kazalarında Hayatlarını Kaybeden İşçileri
Anma Günü” olarak kabul ettikleri bir gündür.
28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, emeğin korunmadığı bir düzende
yaşanan kayıpların yalnızca bir istatistik olarak görülmesini reddeder; bu kayıplar
doğrudan politik tercihlerin sonucudur.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün ortaya koyduğu üzere iş kazaları, iş cinayetleri ve
meslek hastalıkları önlenebilir niteliktedir.
Buna rağmen, son 3 ayda ülkemizde 432 işçi ve emekçimiz, 2013’ten 2026’ya
kadar ise tam 24 bin 860 insanımız iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiştir. Bu
kara tablo, çalışma hayatının sistematik biçimde güvencesizleştirildiğini açıkça
göstermektedir.
Türkiye’de iş cinayetleri, bir yönetim anlayışının doğrudan sonucudur. AKP iktidarı
döneminde üretim-kar baskısı, taşeronlaşma, denetimsizlik ve maliyet odaklı
yaklaşım; işçinin yaşam hakkını geri plana itmiş, emeği korumasız bırakmıştır. İşçi
Sağlığı ve İş Güvenliği önlemleri maliyet olarak görülmüş, denetim mekanizmaları
zayıflatılmış, sendikal örgütlenme baskı altına alınmıştır. Bu düzen, işçiyi koruyan bir
yapı kurmak yerine işçiyi tüketen ve ölüme açık hale getiren bir hat üretmiştir.
Her geçen gün ağırlaşan bu ağır tablo; yalnızca yetişkin işçilerle sınırlı kalmamış,
çocuk emeği de aynı sömürü düzeninin parçası haline getirilmiştir. MESEM denilen
ucube uygulama kapsamında 2025 yılında 94 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını
yitirmiş, 2013’ten bugüne kadar ise en az 852 çocuğumuz iş cinayetlerinde
hayatını kaybetmiştir.
Çocukların eğitimden koparılarak üretim süreçlerine dahil edilmesi, yoksulluğun
kuşaktan kuşağa aktarılmasının en açık göstergesi olmuş; emeğin
güvencesizleşmesi ile çocukların geleceksizleşmesi aynı hatta birleşmiştir.
2
AKP iktidarının sorumluluğunu yerine getirmeyip işçiyi işverenin insafına terk
eden, işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimini sıkı bir biçimde yapmayan tutumu
ve kağıt üstünde kalan mevzuatın da iş cinayetlerde etkili olduğu çok açıktır.
Bugün ihtiyaç duyulan; emeği koruyan, iş güvenliğini temel hak olarak kabul
eden, denetimi güçlendiren ve sendikal örgütlenmeyi özgürleştiren kamucu bir
yeni çalışma rejimidir. İşçilerin yaşam hakkını esas alan bir düzen kurulmadan
sosyal adalet sağlanamaz.
Bu nedenle Eskişehir’den Ankara’ya yürüyüş başlatan ve Ankara’da AKP’nin
“sıkıyönetim” uyguladığı Doruk Madencilik işçilerinin ve Bağımsız Maden-İş
Sendikasının güvenceli çalışma ve hak mücadelesi büyük anlam taşımaktadır. Bu
mücadele, emeğin geleceğini savunan onurlu bir çağrıdır; emeğin güvencesi
sağlandıkça bu ülkenin geleceği de güçlenecektir.
Tüm bu gerçekler, 28 Nisan’ın bir anma günü olmaktan öte, iş cinayetlerinden
işyerlerindeki ihmalkarlığa, işçinin yaşam hakkından, işverenlerin ve ilgili bakanlığın
yükümlülüklerine dikkat çekilecek tüm çalışma hayatı ve emek rejimini sorgulayan ve
çözüm üreten bir gün olmalıdır.
Bu vesileyle, 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nde ülkemiz ekonomisine
katkı sağlayan ve bu kara düzendeki çalışma koşulları nedeniyle iş cinayetlerinde
hayatını kaybeden tüm işçi ve emekçilerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.
Ulaş KARASU
CHP Genel Başkan Yardımcısı
radyobora



